1.Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Eğitim ve kariyer yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Meslek hayatıma saha mimarı olarak başladım. Ardından sektörün önemli şirketlerinde proje yöneticiliği ve proje müdürlüğü görevlerinde bulundum. İnşaatın sahasından proje yönetimine kadar her aşamasında görev almış olmak, sektöre bütüncül bakabilmemi sağladı. 2020 yılında FGM Yapı A.Ş. Genel Müdürü olarak başladığım görevime FCR GYO Genel Müdürü olarak devam ediyorum.
2.FCR GYO'nun yönetimine geldiğiniz günden bu yana şirket adına en önemli dönüşüm ne oldu?
Göreve geldiğimiz günden bu yana en önemli dönüşüm, şirketimizin kurumsal yapısını güçlendirerek Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kimliğine kavuşmasını sağlamak oldu. Aralık 2024'te tamamlanan dönüşüm süreciyle birlikte daha şeffaf, daha güçlü ve sermaye piyasalarıyla entegre bir yapıya ulaştık. Halka arz hazırlık süreci de aslında bu dönüşümün en önemli göstergelerinden biri oldu. Sermaye piyasalarının gerektirdiği şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumsal yönetim standartlarını şirket kültürümüzün ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz. Bir yandan iç süreçlerimizi güçlendirirken diğer yandan yatırımcılarımızla sürdürülebilir ve güvene dayalı bir ilişki kuracak altyapıyı oluşturuyoruz. Halka arzı yalnızca bir finansman aracı olarak değil, şirketimizin kurumsal gelişiminde yeni bir eşik ve büyüme yolculuğumuzun önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz.
Diğer önemli dönüşüm ise yatırım yaklaşımımızda gerçekleşti. Sadece konut geliştiren bir yapıdan çıkarak sağlık ve turizm gibi farklı alanlara da yatırım yapan, gelir kaynaklarını çeşitlendiren bir modele geçtik. Bu sayede hem riskleri daha dengeli yönetebilen hem de yatırımcılarına daha sürdürülebilir bir değer önerisi sunabilen bir yapıya kavuştuk.
Özetle, son yıllardaki dönüşümümüzü; kurumsallaşma, portföy çeşitliliği, güçlü ekip kültürü ve halka arz süreciyle birlikte daha da güçlenen yatırımcı odaklı yönetim anlayışı olmak üzere dört temel başlıkta değerlendirebilirim. Bunların her biri bugün FCR GYO'nun büyüme hikâyesinin temel yapı taşlarını oluşturuyor.
Ancak bu başarıyı tek bir kişinin ya da yöneticinin başarısı olarak görmek doğru olmaz. Ben her zaman gayrimenkul geliştirme işinin de şirket yönetiminin de güçlü ekiplerle mümkün olduğuna inanıyorum. FCR GYO'da farklı disiplinlerden gelen, alanlarında uzman ve aynı hedefe inanan çok değerli bir ekiple çalışıyoruz. Proje geliştirmeden finansal yönetime, yatırım analizinden operasyon süreçlerine kadar her alanda ortak akıl ile hareket ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada kurumsal dönüşümümüzü başarıyla tamamlayabildiysek, portföyümüzü çeşitlendirebildiysek ve halka arz sürecine güçlü bir şekilde hazırlanabiliyorsak, bunun arkasında ekip ruhu, kurumsal disiplin ve uzun vadeli bakış açısı bulunuyor.
3. “Güvenle İnşa Edilen Yatırım Geleceği” ifadesi sizin için ne anlam taşıyor?
Bu ifade bizim için yalnızca bir slogan değil, FCR GYO'nun iş yapış anlayışını ve uzun vadeli vizyonunu özetleyen temel bir yaklaşım. Gayrimenkul sektörü güven üzerine inşa edilen bir sektör. İnsanlar projelerimize yatırım yaparken sadece bir ev ya da işyeri satın almıyor; geleceğe dair beklentilerini, birikimlerini ve hayallerini de bize emanet ediyor. Bu nedenle güven, bizim için her projenin temelinde yer alan en önemli unsur.
FCR GYO olarak gayrimenkul projelerine mühendislik ruhuyla çözüm üretiyoruz. Bir yandan sanatçı ruhuyla tasarım yapıyor, diğer yandan yatırımcı bakışıyla analiz ediyoruz. Teknik yeterliliği, estetik yaklaşımı ve finansal sürdürülebilirliği aynı potada buluşturarak doğru yatırımları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Yalnızca bina üretmeyi değil; bulunduğu bölgeye, ekonomiye ve o yapının içinde yaşayacak, çalışacak ya da yatırım yapacak herkese uzun vadeli değer katacak yaşam ve yatırım alanları geliştirmeyi amaçlıyoruz.
Bugün halka arza hazırlanan bir şirket olarak, gelecekte ortaklarımız olacak yatırımcılarımızın güvenini daha şimdiden kazanmayı önemsiyoruz. Bu nedenle projelerimizi sağlam finansal yapı, doğru lokasyon seçimi, kaliteli tasarım, sürdürülebilirlik ve kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda geliştiriyoruz. Çünkü bize göre güven bir sonuç değil, her gün yeniden üretilmesi gereken bir sorumluluktur. Biz geleceği sadece inşa etmeyi değil, güvenle inşa etmeyi hedefliyoruz.
4.Önümüzdeki dönemde yeni yatırım planlarınız ve hedef bölgeleriniz nelerdir?
Önümüzdeki dönemde turizm, sağlık ve konut alanlarında yeni projeler geliştirmeyi hedefliyoruz. Özellikle sağlık ve turizm sektörlerinde düzenli gelir üretme potansiyeline sahip yatırımlara öncelik veriyoruz. Konut tarafında ise yüksek yaşam kalitesi sunan, bulunduğu bölgeye değer katan ve yatırım değerini uzun vadede koruyabilen projeler geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda, İstanbul başta olmak üzere ulaşım akslarına yakın, gelişim potansiyeli yüksek bölgelerdeki fırsatları yakından takip ediyoruz.
Bununla birlikte, sektördeki konumumuzu daha da güçlendirecek yeni yatırım fırsatlarını değerlendirmeyi ve farklı niş alanlara yönelmeyi önemsiyoruz. Çeşitlendirilmiş portföy yapımızın ve tematik gayrimenkullere yaptığımız yatırımların, hem daha güçlü bir değer artışı potansiyeli sunduğuna hem de profesyonel portföy yönetimi kabiliyetimizi geliştirdiğine inanıyoruz. Bu yaklaşımın, değişen piyasa koşullarına karşı daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir büyüme modeli oluşturduğunu düşünüyoruz.
5.Sancak Flora Konut Projesi ile Ramada Hotel & Suites by Wyndham projeleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu projelerde gelinen son aşama nedir ve yatırımcılara ne gibi değerler sunmayı hedefliyorsunuz?
FCR GYO olarak hem konut hem de turizm alanında uzun vadeli değer üretmeyi hedefleyen projeler geliştiriyoruz. Bu yaklaşımın en önemli örneklerinden birinin Sancaktepe'de hayata geçirdiğimiz Sancak projemiz olduğunu söyleyebiliriz. Toplam 24 bin metrekareyi aşkın arsa üzerinde yükseliyor. Toplamda 501 konut ve 4 ticari üniteden oluşan proje, yaklaşık 74 bin 333 metrekare inşaat alanına sahip. Projenin ilk etabı olan Sancak Flora ile satış sürecine başlamış durumdayız.
Sancak Flora etabı, 4 konut bloğu ve 2 ticari bloktan oluşuyor. Zemin + 6 katlı olarak planlanan bloklarda toplam 108 daire yer alıyor. Daire tipleri 1+1’den 4+1’e kadar çeşitleniyor; ayrıca bahçe katı, bahçe dubleks ve teraslı daire seçenekleri de bulunuyor. Daire büyüklükleri 59 metrekare ile 260 metrekare arasında değişiyor. Projemizde yapılaşma oranını oldukça düşük tutarak arsanın yaklaşık yüzde 22’sini yapı alanı olarak planladık. Geri kalan yüzde 78’lik bölüm ise peyzaj, yeşil alan ve sosyal donatılara ayrıldı. Bu oran, İstanbul ölçeğinde oldukça nadir bir yoğunluk yaklaşımı sunuyor. İnşaat seviyesi yüzde 75’e ulaşmış durumda ve teslimlerin 2026 yılı sonunda başlaması planlanıyor. Sosyal donatı alanlarında açık ve kapalı otopark, 7/24 güvenlik hizmeti, çocuk oyun alanları, spor alanları, peyzaj düzenlemeleri ve dinlenme alanları yer alıyor. Proje aynı zamanda deprem yönetmeliğine uygun şekilde, yatay mimari ve düşük katlı blok konseptiyle tasarlandı.
Turizm tarafında ise Ramada Hotel & Suites by Wyndham projemiz Pendik Kurtköy bölgesinde 6 bin 95 metrekare arsa üzerinde yükseliyor. Toplam 33 bin 676 metrekare inşaat alanına sahip olan proje, 216 oda ve 432 yatak kapasitesiyle planlandı. Otel bünyesinde 179 standart oda, 3 engelli oda, 48 junior tiplerinin yanı sıra geniş ölçekli sosyal ve teknik alanlar bulunuyor. 700 metrekarelik lobi alanı, 5 toplantı salonu, 793 metrekare çok amaçlı salon, restoran alanları ve farklı ölçeklerde yeme-içme bölümleri projede yer alıyor. Ayrıca 450 metrekare kapalı yüzme havuzu, fitness alanı, spa, hamam, sauna, buhar odası ve masaj odaları gibi wellness alanları da projeye dahil edildi.
Otelin otopark kapasitesi 250 araç olarak planlandı ve elektrikli araç şarj altyapısı da projede yer alıyor. Tüm proje, uluslararası otel standartlarına uygun şekilde, hem iş dünyası hem de sağlık turizmi odaklı bir kullanım kurgusuyla tasarlandı.
6.Bu projelerin yatırımcılar ve bölge ekonomisi açısından sağlayacağı katkılar nelerdir?
Projelerimiz yatırımcılarımıza olduğu kadar bulundukları bölgelere de önemli katkılar sağlayacak. İnşaat ve işletme dönemlerinde yeni istihdam oluşturulacak, yerel ekonomiye hareketlilik kazandırılacak ve bölgenin marka değeri artırılacaktır. Özellikle otel yatırımımız düzenli ekonomik aktivite oluşturarak çevresindeki ticari ekosistemi destekleyecektir.
Sancak projemizden konut satın alan yatırımcılar açısından ise en önemli katkı, güvenli, planlı ve yaşam kalitesi yüksek bir yaşam alanına sahip olmalarıdır. Sancak Flora’da sunduğumuz bahçeli, teraslı ve farklı metrekare seçeneklerine sahip daireler, sadece bir konut değil aynı zamanda uzun vadeli bir yaşam yatırımı niteliği taşıyor. Ulaşım akslarına yakınlık, sosyal donatılar ve düşük yoğunluklu mimari yapı, burada yaşayan aileler için hem konfor hem de sürdürülebilir bir yaşam standardı sunuyor.
Ayrıca, doğru lokasyon seçimi ve nitelikli proje geliştirme yaklaşımımız sayesinde, konut sahipleri için zaman içinde değerini koruyan ve potansiyel olarak artıran bir gayrimenkul sahibi olma imkânı da oluşuyor. Bu da hem yaşam kalitesi hem de uzun vadeli mülkiyet değeri açısından önemli bir avantaj sağlıyor.
7.Türkiye gayrimenkul sektörünün mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sektörümüz son dönemde yüksek finansman maliyetleri ve küresel ekonomik belirsizliklerin etkisiyle zorlu bir süreçten geçiyor. Buna rağmen Türkiye’nin demografik yapısı, genç nüfusu, devam eden kentleşme ihtiyacı ve deprem gerçeği nedeniyle süregelen kentsel dönüşüm dinamikleri, gayrimenkul sektörünün uzun vadeli güçlü potansiyelini korumasını sağlıyor. Özellikle doğru lokasyonlarda ve gerçek ihtiyaca cevap veren nitelikli projelerin her zaman karşılık bulduğunu görüyoruz.
2026 yılı Nisan ayı verilerine baktığımızda da sektörün güçlü duruşunu koruduğunu söyleyebiliriz. Türkiye genelinde toplam 126 bin 808 konut satışı gerçekleşti. TÜİK verilerine göre ilk el konut satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,6 artarak 40 bin 306 adede yükselirken, ikinci el konut satışları yüzde 0,3 oranında sınırlı bir düşüşle 86 bin 502 olarak kaydedildi. Bu tablo, toplam satışlar içinde ilk el konutların payının yüzde 31,8’e ulaştığını gösteriyor ve yeni projelere olan ilginin devam ettiğine işaret ediyor.
Aynı dönemde ipotekli konut satışlarındaki yüzde 40,5’lik artış da oldukça dikkat çekici. Yüksek kredi maliyetlerine rağmen finansmanlı satışlardaki bu artış, konutun yalnızca bir yatırım aracı değil, aynı zamanda artan kira fiyatları karşısında bir barınma ve güvence ihtiyacına dönüşmeye devam ettiğini ortaya koyuyor.
Bu verilerin, konut sektörünün yüksek faiz ortamına rağmen güçlü duruşunu koruduğunu net şekilde gösterdiğini düşünüyoruz. Özellikle ilk el konut satışlarındaki artış, yeni ve nitelikli projelere olan talebin sürdüğünü ortaya koyuyor. Bu durum, tüketicinin artık sadece fiyat değil; deprem güvenliği, sosyal donatı alanları, ulaşım erişimi ve enerji verimliliği gibi unsurları da karar süreçlerine daha fazla dahil ettiğini gösteriyor.
Öte yandan inşaat maliyetlerindeki artışa rağmen konut fiyatlarının reel bazda sınırlı kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu da mevcut fiyat seviyelerinin hâlâ önemli fırsatlar sunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde kredi faizlerinde beklenen normalleşme ve küresel belirsizliklerin azalmasıyla birlikte konut talebinin daha da güçleneceğini ve fiyatlarda yukarı yönlü hareketin yeniden hız kazanabileceğini öngörüyoruz. Bu nedenle mevcut dönemi, konut sahibi olmak ve gayrimenkul yatırımı yapmak isteyenler açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir süreç olarak görüyoruz.
8. Proje geliştirirken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?
Proje geliştirme yaklaşımımızda bizim için dört temel kriter belirleyici rol oynuyor; doğru lokasyon, sürdürülebilir tasarım, finansal fizibilite ve toplumsal değer üretimi. Bunun yanında “Teknoloji”, “Tasarım”, “Tabiat ile Uyum” ve “Toplum ile Uyum” ilkeleri, tüm proje geliştirme sürecimizin omurgasını oluşturuyor. Biz yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan değil, geleceğin yaşam ve yatırım beklentilerini de karşılayan projeler üretmeyi hedefliyoruz.
Teknoloji ayağında dijitalleşmeyi ve yapay zekâyı sektörümüzün dönüşümünde stratejik bir unsur olarak görüyoruz. Bu kapsamda şantiyelerimizde BIM (Building Information Modeling) tabanlı dijital proje yönetim sistemleri kullanarak maliyet, zaman ve kalite kontrol süreçlerini entegre şekilde yönetiyoruz. Satış ve pazarlama süreçlerinde ise müşteri tercihlerini analiz eden yapay zekâ destekli CRM sistemleri ile doğru hedef kitleye ulaşmayı sağlıyoruz. Aynı zamanda bölgesel arz–talep analizleri ve yatırım potansiyeli değerlendirmelerinde veri odaklı yapay zekâ modellerinden faydalanıyoruz.
Tasarım tarafında ise estetiği yalnızca görsel bir unsur olarak değil, projenin değerini, fonksiyonelliğini ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi belirleyen stratejik bir bileşen olarak ele alıyoruz. Bu nedenle tasarım sürecini bir maliyet kalemi değil, uzun vadeli değer üreten bir yatırım alanı olarak görüyoruz.
Tabiat ile Uyum yaklaşımımızda enerji verimliliği yüksek malzemeler, güneş enerjisi sistemleri, yağmur suyu geri kazanımı ve akıllı bina otomasyonları gibi uygulamalarla çevresel sürdürülebilirliği projelerimizin merkezine alıyoruz. Bu sayede karbon ayak izini azaltan, doğayla uyumlu yaşam alanları geliştirmeye odaklanıyoruz.
Toplum ile Uyum ilkesi ise projelerimizin sosyal boyutunu şekillendiriyor. Mahalle kültürünü destekleyen, komşuluk ilişkilerini güçlendiren ve sosyal etkileşimi artıran yaşam alanları tasarlıyoruz. Kentsel dönüşüm projeleriyle daha güvenli ve modern yaşam alanları üretirken, çalışanlarımız ve iş ortaklarımız için de yüksek iş güvenliği standartlarını esas alıyoruz. Tüm bu yaklaşım, yalnızca yapı üreten değil; teknoloji, tasarım ve sürdürülebilirlik ekseninde değer üreten bir gayrimenkul geliştirme modeli ortaya koymamızı sağlıyor.
9.Türkiye'nin yatırım potansiyeli hakkında neler düşünüyorsunuz?
Türkiye, bulunduğu coğrafi konum, genç ve dinamik nüfus yapısı, güçlü şehirleşme eğilimi ve girişimci ekonomi yapısıyla uzun vadede önemli yatırım fırsatları sunmaya devam ediyor. Kısa vadede küresel ekonomik dalgalanmalar ve bölgesel gelişmeler zaman zaman yatırım kararlarını etkileyebilse de, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli büyüme potansiyeline olan inancımız tamdır. Özellikle gayrimenkul, turizm ve sağlık sektörlerinin bu potansiyelin en güçlü taşıyıcı alanları olduğunu düşünüyoruz.
Son dönemde Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimler ve özellikle İran merkezli gelişmeler, küresel gayrimenkul pazarında önemli bir yön değişimini de beraberinde getiriyor. Yatırımcıların risk algısının yeniden şekillendiği bu süreçte, geçmiş dönemde Birleşik Arap Emirlikleri gibi pazarlara yönelen sermayenin daha öngörülebilir ve dengeli piyasalara yönelme ihtimalinin arttığını görüyoruz. Bu noktada Türkiye, yeniden güçlü bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin izlediği dengeli dış politika yaklaşımı, bölgesel risklere karşı dayanıklılığı ve güçlü konut üretim kapasitesi, ülkemizi yatırımcı nezdinde “güvenli yatırım merkezi” algısına yaklaştırıyor. Önümüzdeki dönemde döviz bazlı yatırım girişlerinin artmasını ve özellikle nitelikli, markalı projelere olan ilginin güçlenmesini bekliyoruz. Türkiye’nin hem üretim kabiliyeti hem de stratejik konumu, onu bölgesel bir yatırım ve yaşam merkezi haline getirme potansiyelini destekliyor.
10.Gayrimenkul sektörünün ekonomik dalgalanmalar, yüksek finansman maliyetleri ve değişen yatırımcı beklentileriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde, FCR GYO'nun büyüme hedeflerini koruyabilmesi için en büyük risk olarak neyi görüyorsunuz ve bu risklere karşı nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Bugün sektörün karşı karşıya olduğu en önemli risklerden biri finansmana erişim maliyetlerinin yüksek seyretmesi. Bunun yanında küresel ve bölgesel ekonomik gelişmeler de yatırım kararlarını etkileyebiliyor. Biz bu risklere karşı portföy çeşitliliğini en önemli koruma mekanizması olarak görüyoruz. Konut, sağlık ve turizm yatırımlarını aynı portföy içerisinde bulundurarak gelir kaynaklarımızı çeşitlendiriyoruz. Böylece herhangi bir sektörde yaşanabilecek olumsuzluğun tüm portföyü etkilemesini engelliyoruz. Ayrıca güçlü özkaynak yapımız ve düşük borçluluk seviyemiz sayesinde finansal dayanıklılığımızı koruyoruz.
11.FCR GYO'nun orta ve uzun vadeli büyüme hedefleri nelerdir? Önümüzdeki 5 ve 10 yıllık dönemde şirketinizi nerede konumlandırmayı hedefliyorsunuz?
Orta vadede sağlık, turizm ve konut alanlarındaki yatırımlarımızı büyüterek portföyümüzü önemli ölçüde genişletmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde düzenli gelir üreten varlıklarımızın payını artırmış, yatırımcılarına güçlü değer sunan ve sermaye piyasalarında güvenilirliğiyle öne çıkan bir GYO olmayı amaçlıyoruz.
10 yıllık perspektifte ise yalnızca büyüklüğüyle değil, proje kalitesi, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve yenilikçi yatırım modeliyle sektörün referans şirketlerinden biri haline gelmek istiyoruz. Hedefimiz; yatırımcılarına güven veren, bulunduğu bölgelere değer katan ve Türkiye'nin gayrimenkul sektöründe kalıcı iz bırakan bir marka olmak.