Doğuş Üniversitesi Rektör Danışmanı, BWI-Hub (İş Dünyası ve İnovasyon Ofisi) Direktörü ve DOUSEM Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Turhan KARAKAYA, üniversite ile iş dünyası arasında güçlü ve sürdürülebilir bir iş birliği modeli oluşturma hedeflerini insaatyatirim.com’a anlattı.
* Doğuş Üniversitesi BWI-Hub nasıl ortaya çıktı? Üniversite ile iş dünyası arasında nasıl bir model kurmayı hedefliyorsunuz?
BWI-Hub'ın hikâyesi aslında benim için biraz kişisel bir hikâye de taşıyor. Ben Doğuş Üniversitesi mezunuyum. Mezuniyetimin ardından uzun yıllar iş dünyasında, uluslararası şirketlerde yöneticilik yaptım. Dolayısıyla üniversite–iş dünyası ilişkisini hem bir mezun hem bir yönetici hem de bugün bir akademisyen olarak farklı taraflarından deneyimleme fırsatım oldu.
Örneğin Hisense Türkiye Genel Müdürü olduğum dönemde, mezunu olduğum Doğuş Üniversitesi'nin içerisinde Hisense Academy eğitim merkezini kurduk. Buradaki düşüncemiz çok basitti: Neden bir şirket üniversiteye yalnızca kariyer günlerinde gelsin? Neden üniversitenin içinde sürekli yaşayan bir eğitim merkezi olmasın; şirketin uzmanları öğrencilerle ve akademisyenlerle aynı ortamda bulunmasın? Bu deneyim, üniversite ile iş dünyasının çok daha iç içe çalışabileceğini bana somut olarak gösterdi.
BWI-Hub'ın kuruluşunda da bu deneyimlerin önemli bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Ancak biz modeli yalnızca üniversite–sanayi ilişkisi üzerine kurmadık. Özellikle “iş dünyası” kavramını tercih ettik. Çünkü sistemimiz sanayinin yanında hizmet sektörünü, teknolojiyi, finansı, girişimcileri, profesyonel kuruluşları, mezunlarımızı ve farklı sektörlerden şirketleri kapsıyor.
Doğuş Üniversitesi olarak burada farklı bir organizasyon modeli oluşturduk. İş Dünyası İlişkileri, Kariyer Merkezi, Mezunlar Ofisi ve Proje Ofisi olmak üzere dört farklı fonksiyonu BWI-Hub çatısı altında bir araya getirdik. Böylece şirket ilişkisini bir yerde, öğrencinin kariyerini başka yerde, mezun ilişkisini başka yerde ve projeyi başka yerde yöneten parçalı yapı yerine; bunların birbirini beslediği tek bir sistem oluşturmayı hedefledik.
Bu modelin Türkiye'de, hatta uluslararası örnekler açısından da oldukça özgün olduğunu düşünüyoruz. Çünkü burada amaç dört ofisi yalnızca idari olarak yan yana getirmek değil; iş dünyasından gelen bir temasın projeye, projeden öğrenciye, öğrenciden istihdama, mezundan yeniden üniversiteye dönen sürekli bir döngüye dönüşmesini sağlamak.
Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Alkan Çelik Hocamızın iş dünyasına açık, proaktif ve vizyoner yaklaşımı da bu yapının kurulmasını ve hızla gelişmesini mümkün kılan en önemli unsurlardan biri oldu.
Dolayısıyla BWI-Hub'ı ben klasik anlamda bir kariyer veya üniversite–sanayi ofisi olarak görmüyorum. Doğuş Üniversitesi'nin akademik kapasitesiyle iş dünyasının deneyimini, öğrencilerimizi, mezunlarımızı ve projelerimizi aynı noktada buluşturan bir iş dünyası sistemi olarak görüyorum.
* Üniversite–sanayi iş birliği uzun yıllardır stratejik bir hedef olarak ifade ediliyor. Ancak iş birliklerinin önemli bir kısmı staj, kariyer etkinliği veya protokol düzeyinde kalabiliyor. Sizce gerçek anlamda “stratejik üniversite–iş dünyası ortaklığı” hangi kriterleri karşılamalı?
Bence öncelikle “iş birliği yapmak” ile “birlikte değer üretmek” arasındaki farkı ortaya koymamız gerekiyor. Protokol, staj ve kariyer etkinlikleri elbette önemli; ancak bunları ilişkinin sonucu değil, başlangıç noktası olarak görmek gerekir.
Doğuş Üniversitesi olarak iş dünyasıyla ilişkimizi daha bütüncül ve sürdürülebilir bir model üzerine kurmaya çalışıyoruz. Doğuş Üniversitesi BWI-Hub İş Dünyası ve İnovasyon Ofisi de bu yaklaşımın önemli araçlarından biri. Şirketlerle yalnızca öğrenci ve mezun istihdamını değil; ortak Ar-Ge ve inovasyon projelerini, akademik danışmanlığı, sektörel eğitimleri, mikro yeterlilikleri, mentorluk sistemlerini ve şirketlerin gerçek problemlerinin akademisyenlerimiz ve öğrencilerimizle buluşturulmasını hedefliyoruz.
Burada özellikle karşılıklılık çok önemli. Üniversite sadece iş dünyasına insan kaynağı sağlayan bir kurum olmamalı; şirketler de üniversiteyi yalnızca işe alım yapılacak bir yetenek havuzu olarak görmemeli. Şirketin deneyimi ve gerçek saha problemleri üniversiteye taşınırken, üniversitenin akademik bilgisi, araştırma kapasitesi ve genç yetenekleri de iş dünyasına değer üretmeli.
Dolayısıyla ben stratejik üniversite–iş dünyası ortaklığını üç temel kavramla tanımlıyorum: süreklilik, karşılıklı değer ve ölçülebilir çıktı. Bunlar sağlandığında protokol rafta duran bir belge olmaktan çıkar; üniversite ile şirket arasında yaşayan ve sürekli gelişen bir ortaklığa dönüşür.
* Bir üniversitenin iş dünyasıyla kurduğu ilişkinin başarısını yalnızca yapılan iş birliği sayısıyla ölçmek sizce ne kadar anlamlı? Daha nitelikli bir değerlendirme yapmak gerekirse hangi göstergeler kullanılmalı?
Bence üniversite–iş dünyası ilişkilerinde en yanıltıcı göstergelerden biri kaç protokol imzalandığıdır. Yüz protokolünüz olabilir ama bunların büyük bölümü somut bir çıktıya dönüşmüyorsa, sayı tek başına başarıyı göstermiyor. Ben burada nicelikten çok etkiyi ölçmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Doğuş Üniversitesi'nde ve BWI-Hub çalışmalarımızda da giderek daha fazla bu perspektife odaklanıyoruz. Kendimize şu soruları sormalıyız: Bu iş birliği kaç öğrencimize staj veya istihdam imkânı sağladı? Kaç akademisyenimiz şirketlerle ortak çalışma geliştirdi? Kaç gerçek sektör problemi üniversiteye taşındı? Kaç proje, eğitim veya mikro yeterlilik programı ortaya çıktı? Birlikte üretilen bilginin ekonomik veya toplumsal bir karşılığı oluştu mu?
Hatta bunun bir adım ötesine geçmek gerektiğini düşünüyorum. Üniversiteler kendi üniversite–iş dünyası etki göstergelerini oluşturmalı. Doğuş Üniversitesi BWI-Hub'ın kurumsal modelinde de nicel ve nitel KPI'ların izlenmesi, faaliyetlerin kurumsal kapasiteye katkısının ve ekonomik-toplumsal geri dönüşünün değerlendirilmesi önemli bir yer tutuyor.
Dolayısıyla benim için başarılı bir iş birliğinin ölçüsü “kaç şirketle görüştük?” değil, “bu ilişkiden ne ürettik?” sorusunun cevabıdır. Üniversite–iş dünyası ilişkilerinde bundan sonraki dönemin anahtar kavramlarından birinin de bu nedenle etki ölçümü olacağını düşünüyorum.
* İş dünyasının üniversitelerden yalnızca mezun istihdamı değil, yetkinlik geliştirme ve yeniden beceri kazandırma konusunda da beklentileri artıyor. Üniversiteler sizce “mezun veren kurum” kimliğinden “yaşam boyu yetkinlik geliştiren kurum” kimliğine doğru evrilmek zorunda mı?
Kesinlikle. Hatta bence gelecekte “mezuniyet” kelimesinin anlamını yeniden düşünmemiz gerekecek. Bugün üniversiteden mezun olduğunuz gün, üniversiteyle eğitim ilişkiniz büyük ölçüde sona eriyor. Oysa çalışma hayatı artık böyle işlemiyor.
Bugün kazandığınız bir teknik yetkinlik birkaç yıl sonra güncelliğini kaybedebiliyor. Yapay zekâ yeni görevler yaratıyor, bazı görevleri ortadan kaldırıyor; sürdürülebilirlik yeni uzmanlık alanları doğuruyor, dijital dönüşüm neredeyse bütün mesleklerin çalışma biçimini değiştiriyor. Dolayısıyla insanın bir kez eğitim alıp 30–40 yıllık kariyerini aynı bilgi setiyle sürdürmesi artık gerçekçi değil.
Ben geleceğin üniversitesini biraz farklı hayal ediyorum: Öğrenci üniversiteye 18 yaşında girer, diplomasını alır ama üniversiteden aslında hiç mezun olmaz. Beş yıl sonra yeni bir teknoloji ortaya çıktığında geri gelir, bir mikro yeterlilik kazanır. Yönetici olduğunda farklı bir programa katılır. Sektörü değiştiğinde yeniden beceri kazanır. Üniversite onun kariyerinin farklı dönemlerinde tekrar tekrar başvurduğu bir bilgi ve yetkinlik üssüne dönüşür.
Doğuş Üniversitesi'nde geliştirdiğimiz mikro yeterlilik ve uzmanlık parkurlarının arkasındaki düşüncelerden biri de bu. Modüler yapı sayesinde yalnızca mevcut öğrencilerimizin değil, mezunlarımızın ve iş dünyasındaki profesyonellerin de ihtiyaç duydukları alanlarda upskilling ve reskilling süreçlerine dahil olabilecekleri bir sistem oluşturmayı hedefliyoruz.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde üniversitelerin başarısını yalnızca “kaç öğrenci mezun ettiniz?” sorusuyla değerlendirmek yeterli olmayacak. Bana göre çok daha önemli bir soru gelecek:
“Mezun ettiğiniz insanın 20 yıl sonraki gelişiminde hâlâ var mısınız?”
Yaşam boyu öğrenmenin üniversiteler açısından gerçek karşılığı bence tam olarak budur.
* Mikro yeterlilikler, yükseköğretimin geleneksel diploma merkezli yapısına alternatif olmaktan ziyade onu tamamlayan yeni bir model olarak değerlendiriliyor. Sizce gelecekte işveren açısından dört yıllık bir diploma ile belirli bir alanda edinilmiş doğrulanabilir mikro yeterliliklerin ağırlığı nasıl değişecek?
Ben burada “diploma mı, mikro yeterlilik mi?” şeklinde bir karşılaştırmayı doğru bulmuyorum. Diploma önemini kaybetmeyecek; fakat diploma artık kişinin ne yapabildiğini tek başına anlatmaya yetmeyebilir.
Diploma bize kişinin belirli bir disiplinin akademik altyapısını aldığını, sistematik bir eğitim sürecinden geçtiğini gösteriyor. Mikro yeterlilik ise bunun üzerine çok daha spesifik bir soruya cevap verebilir: “Bu kişi hangi güncel yetkinliğe sahip ve bunu uygulamada gösterebiliyor mu?”
Doğuş Üniversitesi'nde üzerinde çalıştığımız modelde tam da bu nedenle mikro yeterlilikleri diplomanın alternatifi değil, diplomayı güçlendiren ikinci bir katman olarak görüyoruz. Örneğin bir mühendislik öğrencisi kendi programından mezun olurken bunun yanında otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği veya sürdürülebilirlik gibi alanlarda sektör destekli modülleri tamamlayabilir. Üstelik yaklaşımımız yalnızca sertifika vermek değil; her modülü somut proje çıktısı ve kanıtlanabilir beceriyle ilişkilendirmek.
Bence yakın gelecekte işveren adayın CV'sine baktığında sadece “Hangi bölümden mezun?” diye sormayacak. İkinci soru giderek daha önemli hale gelecek: “Peki, ne yapabiliyor?”
Bu nedenle geleceğin güçlü mezun profilini ben üçlü bir yapı olarak görüyorum: diploma + doğrulanabilir yetkinlik + uygulama deneyimi. Mikro yeterliliklerin gerçek değeri de bu üçlü yapının ikinci ayağını görünür ve ölçülebilir hale getirmesinde olacak.
* Bir mikro yeterliliğin gerçekten değerli olabilmesi için yalnızca üniversite tarafından verilmiş olması yeterli mi? İş dünyasının bu yeterliliklere güvenebilmesi için hangi kalite ve doğrulama mekanizmalarının kurulması gerekiyor?
Hayır, bence üzerinde üniversite logosunun bulunması tek başına yeterli değil. Hatta mikro yeterlilikler yaygınlaştıkça önümüzdeki en önemli tartışmalardan biri “sertifika enflasyonu” olacak. Çok sayıda belge üretilebilir; fakat işveren açısından esas mesele belgenin arkasında gerçekten bir yetkinlik olup olmadığıdır.
Doğuş Üniversitesi'nde geliştirdiğimiz modelde bu nedenle “katılım belgesi” mantığından özellikle uzaklaşmaya çalışıyoruz. Mikro yeterlilik parkurlarımızı sektörle birlikte tasarlanan, üniversitenin akademik denetiminde yürütülen, ölçülebilir ve proje odaklı bir yapı üzerine kurguluyoruz. Öğrencinin yalnızca eğitime katılması değil, öğrendiğini bir somut çıktıya dönüştürmesi önemli.
Ben güvenilir bir mikro yeterlilik için üç taraflı bir güvence mekanizmasının gerekli olduğunu düşünüyorum: üniversite akademik kaliteyi güvence altına almalı, sektör yetkinliğin güncelliğini ve gerçek hayattaki karşılığını doğrulamalı, öğrenci ise proje veya uygulamayla o yetkinliği kanıtlamalı.
Burada Doğuş Üniversitesi'nin konumu bizim için ayrıca çok kıymetli. Dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nin merkezinde olmamız sayesinde programları sadece teorik olarak tasarlamak yerine, çevremizdeki şirketlerle ve sektör profesyonelleriyle sürekli temas halinde geliştirebilme imkânımız var. BWI-Hub'ın önemli rollerinden biri de tam olarak bu temasın eğitim ve yetkinlik geliştirme süreçlerine aktarılması.
Çünkü gelecekte işverenin görmek isteyeceği şey duvarda asılı bir sertifika değil, “Bu kişi ne öğrendi, bunu kim doğruladı ve bununla ne üretebiliyor?” sorularının açık cevabı olacak.
* Sizce mikro yeterlilikler gelecekte öğrencilerin aldığı derslerin yanında bir “yetkinlik portföyü” oluşturmasını sağlayabilir mi? Örneğin bir öğrencinin diplomasından bağımsız olarak hangi becerilere sahip olduğunu gösteren dijital bir kariyer pasaportu mümkün mü?
Bence mümkün olmanın ötesinde, yükseköğretimin gideceği yönlerden biri tam olarak bu. Bugünkü transkriptler öğrencinin hangi dersleri aldığını ve hangi notları elde ettiğini gösteriyor. Fakat iş dünyasının giderek daha fazla bilmek istediği başka bir şey var: “Bu öğrenci gerçekte neleri yapabiliyor?”
Gelecekte öğrencinin üniversite hayatı boyunca oluşturduğu bir dijital yetkinlik portföyü olduğunu düşünelim. Burada yalnızca aldığı dersler değil; tamamladığı mikro yeterlilikler, yaptığı projeler, kullandığı teknolojiler, sektör çalışmalarına katılımı, stajları ve ortaya koyduğu somut çıktılar görülebilir. Böylece mezuniyet anında öğrencinin elinde yalnızca diploma ve transkript değil, gelişimini gösteren bir kariyer pasaportu da olur.
Doğuş Üniversitesi'nde geliştirdiğimiz mikro yeterlilik ve uzmanlık parkurları aslında bu yaklaşımın altyapısını oluşturabilecek nitelikte. Çünkü modelimizde öğrenci tek bir eğitim almak yerine modüller üzerinden ilerliyor; her modül belirli bir beceri ve proje çıktısı üretiyor, modüller bir araya geldiğinde ise uzmanlık parkuruna dönüşüyor.
Bence bunun öğrenci açısından çok önemli bir başka sonucu daha olacak: Kariyer gelişimi mezuniyet günü başlamayacak, üniversiteye girdiği gün başlayacak. Öğrenci dört yıl boyunca kendi yetkinlik profilini adım adım inşa edebilecek.
Belki yakın gelecekte bir iş görüşmesinde “Diplomanızı görebilir miyim?” sorusunun hemen ardından “Yetkinlik portföyünüzü açabilir misiniz?” sorusunu duymaya başlayacağız. Bence üniversitelerin bugünden hazırlanması gereken dönüşümlerden biri de bu.
* Yapay zekânın birçok meslekte görevleri dönüştürdüğü bir dönemde üniversiteler artık yalnızca “hangi meslekler için öğrenci yetiştireceğini” değil, “hangi yetkinliklerin farklı mesleklerde transfer edilebilir olduğunu” da düşünmek zorunda. Sizce geleceğin üniversite eğitiminde meslek odaklı yaklaşım mı, yetkinlik odaklı yaklaşım mı daha belirleyici olacak?
Bence geleceğin yükseköğretiminde meslekler önemini koruyacak ama yetkinlikler çok daha belirleyici hale gelecek. Çünkü yapay zekâ bize şunu çok net gösterdi: Mesleklerin isimleri aynı kalabiliyor, fakat o mesleğin içinde yapılan işler çok hızlı değişebiliyor.
Bugün bir mühendis, işletmeci, mimar ya da iletişimci için yalnızca kendi disiplininin bilgisini bilmek yeterli değil. Yapay zekâyı etkin kullanabilmek, veriyi okuyabilmek, problem çözebilmek, farklı disiplinlerle çalışabilmek, eleştirel düşünebilmek ve sürekli yeni bilgi öğrenebilmek giderek meslekler üstü yetkinliklere dönüşüyor.
Burada üniversitelerin önemli bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Öğrenciyi yalnızca ilk işi için değil, henüz var olmayan ikinci ve üçüncü işi için de hazırlamak zorundayız. Çünkü bugün üniversiteye başlayan bir öğrencinin 20–30 yıllık kariyerinde aynı işi, aynı araçlarla ve aynı yetkinliklerle sürdüreceğini varsayamayız.
Doğuş Üniversitesi olarak geliştirmeye çalıştığımız yaklaşımda da bu nedenle öğrencinin ana disiplinini güçlü tutarken, onun üzerine farklı alanlardan yetkinlikler ekleyebileceği esnek bir yapı öngörüyoruz. Mikro yeterlilik ve uzmanlık parkurlarımızın mühendislik ve otomasyondan sürdürülebilirlik ve karbon yönetimine, dijital dönüşümden ileri teknoloji ve yapay zekâ uygulamalarına kadar farklı hatlarda tasarlanmasının arkasında da bu düşünce var.
Bu noktada Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Alkan Çelik Hocamızın değişimi izleyen değil, mümkün olduğunca değişimi öngörerek hareket eden proaktif üniversite yaklaşımını önemli buluyorum. Çünkü yapay zekâ çağında üniversitenin görevi yalnızca bugünün mesleklerini öğretmek değil, öğrenciye değişen meslekler arasında yol alabilecek bir yetkinlik seti kazandırmak olmalı.
Kısacası gelecekte soru sadece “Hangi mesleğin mezunusunuz?” olmayacak. Çok daha belirleyici bir soru olacak: “Değişen koşullarda hangi problemleri çözebiliyorsunuz?”
* İş ilanları bugün büyük ölçüde işverenlerin hangi yetkinlikleri talep ettiğine ilişkin önemli bir veri kaynağı oluşturuyor. Yapay zekâ kullanılarak milyonlarca iş ilanının analiz edilmesi, üniversitelerin hangi yetkinlikleri öğretmesi gerektiğine ilişkin daha dinamik bir akademik karar mekanizması oluşturabilir mi?
Kesinlikle oluşturabilir. Hatta burada üniversiteler açısından çok önemli bir zihniyet değişimi olduğunu düşünüyorum: İşgücü piyasasını yalnızca gözlemlemek yerine artık onu veriyle okuyabiliriz.
Düşünün; binlerce hatta milyonlarca iş ilanını yapay zekâ ile analiz ettiğinizde hangi sektörün hangi yetkinliği aradığını, hangi becerilerin yükselişte olduğunu, hangilerinin önem kaybetmeye başladığını, yeni ortaya çıkan meslek ve uzmanlık alanlarını çok daha erken görebilirsiniz. Bu, üniversiteler açısından son derece değerli bir erken uyarı mekanizmasıdır.
Ben burada müfredatların iş ilanlarına göre şekillendirilmesini savunmuyorum. Akademik programların temel bilimsel omurgası başka bir şeydir, işgücü piyasasından gelen veriyi karar süreçlerine dahil etmek başka bir şeydir. Yapay zekânın sağlayacağı asıl değer, üniversitenin önüne güçlü ve sürekli güncellenen bir veri katmanı koymasıdır.
Doğuş Üniversitesi BWI-Hub açısından baktığımızda bu yaklaşım bizim veriye dayalı yönetim ve performans ölçümü anlayışımızla da örtüşüyor. İş dünyasıyla yaptığımız görüşmelerden, öğrencilerimizden ve mezunlarımızdan gelen verilerin yanına iş ilanlarından elde edilen yetkinlik verisini de koyabilirsek çok daha güçlü bir tablo ortaya çıkar.
Örneğin belirli bir sektörde altı ay içinde “üretken yapay zekâ”, “karbon raporlama” veya belirli bir otomasyon teknolojisine ilişkin yetkinlik talebinin hızla yükseldiğini gördüğünüzü düşünün. Bunun için dört yıllık programı baştan tasarlamanız gerekmeyebilir. Üniversite çok daha çevik biçimde bir mikro yeterlilik, seçmeli ders, sektör eğitimi veya uzmanlık modülü geliştirebilir.
Bence yapay zekânın yükseköğretime getireceği önemli değişimlerden biri tam burada olacak: Üniversitelerin karar mekanizmalarına sezginin yanına gerçek zamanlı veri eklemek. Bu, akademik kararın yerini yapay zekânın alması değil; akademik karar vericinin önünü daha iyi görmesi demek.
* Bir üniversitenin mezunlarının hangi yetkinliklerle işgücü piyasasına çıktığını ve işverenlerin hangi yetkinlikleri talep ettiğini düzenli olarak karşılaştırdığı bir “yetkinlik açığı haritası” oluşturulabilir mi? Böyle bir sistem üniversitelerin eğitim politikalarını nasıl değiştirebilir?
Bence oluşturulabilir ve açıkçası Doğuş Üniversitesi olarak üzerinde çalışmamız gereken modellerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü üniversite–iş dünyası ilişkilerinde çok fazla görüşme yapıyoruz, çok fazla geri bildirim alıyoruz; asıl değer ise bu bilgiyi sistematik ve ölçülebilir hale getirdiğimizda ortaya çıkacak.
Bir tarafta öğrencilerimizin ve mezunlarımızın yetkinlikleri var. Diğer tarafta şirketlerin bugün aradığı ve önümüzdeki birkaç yıl içinde ihtiyaç duyacağını öngördüğü yetkinlikler var. Bu iki veri setini üst üste koyduğunuzda aslında üniversite için çok değerli bir “yetkinlik açığı haritası” ortaya çıkıyor.
Burada BWI-Hub'ın önemli bir avantajı var. Biz yalnızca şirketlerle temas eden bir yapı değiliz; Kariyer Merkezi, Mezunlar Ofisi, Proje Ofisi ve iş dünyası ilişkilerini aynı çatı altında birbirine bağlayabilen bir yapıya sahibiz. Dolayısıyla öğrenciden mezuna, akademiden sektöre uzanan farklı noktalardan veri üretebilme potansiyelimiz bulunuyor.
Ben bunu gelecekte “BWI-Hub Yetkinlik Radarı” gibi yaşayan bir sisteme dönüştürmeyi çok değerli buluyorum. Örneğin radar bize mekatronik alanında belirli bir otomasyon yetkinliğinin, sürdürülebilirlikte karbon raporlamanın veya başka bir sektörde yapay zekâ kullanım becerisinin hızla yükseldiğini gösterebilir. Doğuş Üniversitesi de bu veriyi yeni bir mikro yeterlilik geliştirmekten sektör iş birliğine, kariyer programlarından mevcut eğitimlerin desteklenmesine kadar farklı alanlarda kullanabilir.
Buradaki kritik nokta şu: Veri bize ne öğreteceğimizi dikte etmemeli; nerede bir değişim olduğunu göstermeli. Akademik karar yine üniversitenindir. Yetkinlik haritası ise o kararı daha erken, daha isabetli ve daha proaktif alabilmemizi sağlar.
Aslında böyle bir sistem kurulduğunda üniversite, iş dünyasının bugünkü taleplerine cevap vermenin bir adım ötesine geçerek yarının yetkinlik ihtiyacını öngörmeye başlayabilir.
* Önümüzdeki 5–10 yılda üniversiteleri birbirinden ayıracak temel unsur sizce akademik programlarının sayısı mı olacak, yoksa öğrencilerine ve mezunlarına sundukları yetkinlik geliştirme ekosistemi mi?
Ben önümüzdeki dönemde üniversiteler arasındaki rekabetin “kaç bölümünüz var?” sorusundan “öğrencinize diplomanın ötesinde ne kazandırıyorsunuz?” sorusuna kayacağını düşünüyorum.
Çünkü artık benzer programları çok sayıda üniversitede bulabiliyoruz. Asıl farklılaşma öğrencinin üniversitede geçirdiği dört yılın nasıl tasarlandığında ortaya çıkacak. Öğrenci sektörle ne kadar erken temas ediyor? Gerçek projelerde yer alıyor mu? Alanının dışındaki yetkinliklere erişebiliyor mu? Bir şirket yöneticisiyle, girişimciyle veya sektör uzmanıyla birlikte çalışabiliyor mu? Mezun olduğunda diplomasının yanında gösterebileceği somut bir yetkinlik portföyü var mı?
Doğuş Üniversitesi'nin burada çok güçlü bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Üniversitemizin Dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nin içerisinde yer alması bizim açımızdan sadece coğrafi bir özellik değil, eğitim modeline dönüştürülebilecek stratejik bir avantaj. Çevremizde üretim yapan, teknoloji geliştiren, ihracat yapan, mühendis ve yönetici istihdam eden çok güçlü bir iş dünyası var. BWI-Hub'ın temel amaçlarından biri de bu büyük yapıyı kampüsün doğal bir uzantısı haline getirmek.
Bu nedenle bizim geliştirdiğimiz modelde mikro yeterlilik ve uzmanlık parkurları, sektör destekli eğitimler, şirket projeleri, staj ve istihdam, mentorluk, Ar-Ge ve inovasyon çalışmaları birbirinden bağımsız faaliyetler değil. Bunların tamamı öğrencinin gelişimini destekleyen bir yapının parçaları.
Bana göre geleceğin üniversitesinde kampüsün sınırları da değişecek. Derslik kampüste olabilir ama öğrenme fabrikada, Ar-Ge merkezinde, bir şirket projesinde veya bir inovasyon çalışmasında devam edecek. İş dünyası da yalnızca mezuniyet sonrasında öğrenciyi karşılayan taraf olmayacak; eğitim sürecinin belirli aşamalarında üniversitenin yanında yer alacak.
Dolayısıyla önümüzdeki 5–10 yılda güçlü üniversiteyi program kataloğunun kalınlığı değil, öğrencisinin etrafında kurabildiği yapının veya sistemin zenginliği belirleyecek.
* Son olarak, üniversitelerin geleceğini tek bir kavramla tanımlamak zorunda olsaydınız; diploma, yetkinlik, inovasyon, yapay zekâ, yaşam boyu öğrenme ve iş dünyası arasından hangisini merkeze alırdınız ve neden?
Ben “yetkinlik” kavramını merkeze alırdım. Çünkü saydığımız diğer kavramların hemen hepsini yetkinlikle ilişkilendirmek mümkün.
Diploma, kişinin aldığı akademik eğitimin güvencesidir; ancak bu eğitimin hayata yansıması yetkinlikle olur. Yapay zekâ çok güçlü bir teknoloji ama onu doğru kullanabilmek de bir yetkinliktir. İnovasyon, bilgiyi yeni bir değere dönüştürebilme yetkinliğidir. Yaşam boyu öğrenme ise sahip olduğumuz yetkinlikleri sürekli yenileyebilme kapasitesidir. İş dünyası da sonuçta insanların hangi bilgiye sahip olduğundan çok, o bilgiyle ne yapabildiğine bakıyor.
Bu nedenle Doğuş Üniversitesi'nde oluşturmaya çalıştığımız yapı da yalnızca öğrenciye daha fazla eğitim sunmak üzerine kurulu değil. Mikro yeterlilik ve uzmanlık parkurlarımızda her modülün somut bir proje çıktısı ve beceri belgesi üretmesini özellikle önemsiyoruz. Öğrencinin teorik bilgiyi gerçek bir çıktıya dönüştürmesini istiyoruz.
Burada üniversitenin rolünün de değiştiğini düşünüyorum. Üniversite artık sadece bilgiyi aktaran kurum olmamalı; bilgiyi kullanabilen, yeni bilgi üretebilen, değişime uyum sağlayabilen ve gerektiğinde kendisini yeniden geliştirebilen insanlar yetiştirmeli.
Doğuş Üniversitesi BWI-Hub'da kurmaya çalıştığımız akademi–sektör–öğrenci–mezun–inovasyon ilişkisine de aslında bu gözle bakıyorum. İş dünyasıyla kurduğumuz temasın nihai amacı daha fazla protokol yapmak değil; öğrencilerimize ve mezunlarımıza daha güçlü bir gelecek hazırlamak.
Bu röportajın sonunda tek bir cümle bırakmam gerekirse şunu söylerdim:
“Geleceğin üniversitesi diploma veren değil, insanın hayatı boyunca yetkinliklerini geliştirmeye devam eden üniversite olacaktır.”
Son olarak bu röportaj vesilesiyle, Doğuş Üniversitesi'nin iş dünyasıyla daha güçlü, daha üretken ve sürdürülebilir ilişkiler kurmasına liderlik eden Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Alkan Çelik Hocamıza, BWI-Hub çalışmalarımıza katkı sağlayan tüm akademik ve idari birimlerimize, birlikte değer ürettiğimiz iş dünyası temsilcilerine ve çalışma arkadaşlarıma teşekkür etmek isterim.
Biz BWI-Hub'da üniversite ile iş dünyasını iki ayrı dünya olarak görmüyoruz. Öğrencinin, mezunun, akademisyenin ve iş dünyasının birlikte öğrendiği ve birlikte ürettiği bir sistem, bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu yolculuğun henüz başındayız ve önümüzde hayata geçirmek istediğimiz çok sayıda yenilikçi proje var.
Ayrıca üniversite–iş dünyası ilişkilerinin geleceği, mikro yeterlilikler, yapay zekâ ve yükseköğretimin dönüşümü gibi son derece önemli başlıkları konuşma fırsatı sunduğu için Proje Haber'e ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Dr.Öğr.Üyesi Turhan KARAKAYA
Doğuş Üniversitesi Rektör Danışmanı
BWI-Hub (İş Dünyası ve İnovasyon Ofisi) Direktörü
DOUSEM (Doğuş Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi) Müdürü